DALAKÇI GENÇLİK

23.04.11

 

Köyümüz Dalakçı Gazetesi yazarlarından makaleler

Ümit Köksal

Emekli Başçavuş

ADAM ARIYORUM ADAM .!?

 Bir ülke düşünün :

Bürokrasi kadroları , kaymakam , valilik gibi devleti temsil görevi bulunan makamlarının bir çoğu belli bir ideolojinin takipçilerince ele geçirilmiş ve o doğrultuda icraat yapan yerler haline gelmiş. Ordusu etkisizleştirilmiş , yargısı siyasallaştırılmış .

Telekom’u , Tekeli , Enerji santralleri ,  Limanları , Bankaları , Sigorta şirketleri , Gsm Operatörleri , Medya yayın organları , Televizyonları , Sanayi tesisleri , Tarım alanları Maden işletmeleri gibi karlı , stratejik öneme haiz bütün tesisleri yok fiyatına yabancı sermayeye özelleştirme adı altında satılmış. Kalanları da ilk fırsatta satılmayı beklemekte.

Ülkenin Borsasının , bankacılık sisteminin nerdeyse % 70’ i  yabancıların eline geçmiş.

Dış borç 400 Milyar dolara dayanmış.

Dış politikada kazanım adına somut hiçbir şey yapılmamışken yeni açılım adı altında komşumuz Ermenistan ile Azeri kardeşlerimizi küstürmek pahasına sınır kapılarının açılıp yeni bir sürecin başlatılması gündeme alınmış.

DTP mecliste ve her platformda PKK nın sözcülüğüne soyunmuş . Kürt realitesi çoktan kabul edilmiş. Federasyon vb.leri  tartışılmakta.  Devletin kanalı TRT-6 gümbür gümbür  Kürtçe yayına başlamış. 

İmralı da ki VİP misafir  “ APO “ ya bir taraftan can sıkıntısını giderecek yeni koğuş arkadaşları aranırken , dağdakilere ise kapsamlı af çıkarılmalı tartışmaları başlamış.

Diğer taraftan ;

Ülkenin bir köşesinde yıllardır oluk  oluk kan akar iken , çarşaf çarşaf paylaşım haritaları yayınlanırken teröre çözüm üretemeyenler çözüm adına birilerinin kendilerine dikte ettirdiği gizli planlarını halkımıza kabul ettirme derdine düşmüşken , ülkenin Cumhurbaşkanı  tarihi bir fırsatın kaçmakta olduğundan bahis ile  yangından mal kaçırır gibi herkesi kendi safına çağırmakta. Başbakanı ise Cumhurbaşkanına destek verirken bunlar yetmezmiş gibi geçmişte yaptıklarımız yüzünden ve  zamanında  ülkemizden bir kısım azınlık mensubunu haksız yere kovduğumuzdan bahis ile pişmanlığını ifade etmekte , özürler dilemekte , yeni yeni açılımların geleceğini müjdelemekte.

Ülkenin en önemli belgeselci ve yazarlarından biri tabuları yıkmak ve birilerine yaranmak adına , Atatürk ile ilgili bir film yaparak marifetmiş gibi onu yerden yere vurmakta.  

Kendilerini “aydın” olarak  niteleyen bir kısım sanatçı , yazar vb. de tv.ler de salya sümük ağlayarak soykırım yaptığımız için Ermenilerden özür diliyoruz diye bir kampanya açarak özürlerinin kabülünü beklemekte.

Bu yaşananları görüp , duyup , izleyen ve buna isyan ederek demokratik tepki koyan bir kısım insan ise isyancı muamelesi görüp , darbeci suçlamaları ile hapishanelere tıkılmakta. Çatlak ses olarak nitelendirilen bütün sesler bir bir susturulmakta.

Bütün bu olanlar karşısında halkın bir bölümü yaşananları kabullenmeyip meydan meydan gezip mitingler yapıp , sesini duyurabilmek için adeta boğazını patlatırken , bir diğer kısmı olup bu ülkede yaşayan ve iktidarı belirleyen büyük bir çoğunluk ise ballı yağlı ihale , avanta , lavanta , rant peşinde , arta kalanları da beleş kömürle , gıda çekini nasıl cebime  koyarımın derdinde.!?

***

Yukarıda sıraladığım bütün bu yaşanan ve  olanlar ister istemez bana , Sinoplu ünlü Filozof Diyojen ( Hani şu “ Gölge etme başka ihsan istemem “ diyen ) ile ilgili bir hikayeyi anımsattı.

Geçmiş zaman , sivri dili yüzünden Atina ya sürgün gönderilen Diyojen gündüz vakti elinde bir fener ile Atina sokaklarında dolaşırken görülmüş.

Güpegündüz elinde fener ile sokak sokak dolaştığını görenler merakla Diyojene sormuşlar ;

Hayırdır ne arıyorsun böyle elinde fenerle ?

O da dönerek soranlara şu tarihi cevabı vermiş “ Adam arıyorum kardeşim adam ”

***

Diyojen , aradığı adamı bulmaktan o kadar ümitsiz ki gündüz vakti bile fenerle gezerek o dönemin yöneticilerine ince bir gönderme yapıyor. Düşünün artık o dönemin Atina’sını. Kıssadan hisse ,Cumhuriyet döneminde  ATATÜRK’ün zamansız ölümü sonrası iktidarı devralan milli şef İsmet İNÖNÜ devrinden sonra yapılan serbest seçimleri müteakip 50’li yıllardan bu yana ( Kısa aralıklar hariç ) bu ülke hep sağ iktidarlar tarafından yönetildi. Menderes , Demirel , Özal , Yılmaz , Çiller , Erbakan  ve nihayet Erdoğan olmak üzere..

Sol bir ara Ecevit ile kıpırdansa da gerçek anlamı ile hiçbir zaman bu ülkede iktidar olamadı. Olduğu zamanlar da  hep bir ayağı topaldı. Olmadı , olamadı , oldurulmadı . Başka bir alternatif de hiçbir zaman yaratılamadı ya da yarattırılmadı..

Gel zaman , git zaman , sağ , sol iki darbe bir muhtıra derken aradan 60 yıl geçti…

Güdümlü Füze misali Amerikan güdümlü sağ iktidarlar ve politikaları ile yılları devirdik.

Alternatifi az , seçenek şansı neredeyse sıfır olan , kerameti kendinden menkul siyasetçilere esir olmuş , vizyonu olmayan , kukla parti ve partililere mahkum olduk. Onlarında bugün memleketi getirdikleri nokta ortada.

Hesap ortada bu günlere  işte böyle geldik.!?

Sonuç olarak ; yaşadığımız bu günlerde içerisinde benim de yer aldığım azımsanmayacak bir çoğunluk da ünlü düşünür Diyojen gibi karamsar ve neredeyse güpegündüz elinde fenerle adam arar hale gelmiş durumda…

Bilmem sizler de onlardanmısınız.!?

Gerçi , henüz , aranan o adam bulunabilmiş gibi değil ve de yakın zaman da bulunacakmış gibi de görünmemekte.

Umarım çok fazla beklemeyiz ve en kısa zamanda buluruz.

Sevgiler…

Ümit KÖKSAL

 

Stand: 22.04.11