|
Aydınlanmayan
karanlıklar
7-Nisan-2005
Kontrgerilla = Gladio = Ergenekon
Bir dönem , ismi ne olursa olsun,
Amerikan çıkışlı olan bu örgütler, birçok aydın, Devrimci, Demokrat ve
düşünür insanlarımızı katletmişlerdir. Bu cinayetlerin bir çoğu karanlıkta
kalmış, failleri bilinse de serbest kalmışlar, zamanın üst düzey görevlileri
tarafından aklanmış ya da korunmuşlardır. Genellikle , vatansever, sömürü
düzenine, emperyalizme karşı olanlar, kurban olarak seçilmiş ve
katledilmişlerdir. Faillerin bazıları, yakalanıp, ya da gözden çıkarılarak,
savunmaları istendiğinde, savunmalarını yaparken; her şeyi vatan için
yaptıklarını zikretmişlerdir. Bu insanlar, Vatan’ın beynini yok ettiklerinin
farkına varmadan, Amerikan emperyalizmine hizmet etmişlerdir. Bu, yok
ediciler, süreç içerisinde bir çok kesim tarafından vatan perver ilan
edilmiş, vatan kurtaran aslanlar olarak lanse edilmişlerdir. Günümüz de
karanlıkların aydınlanmadığı gibi halen yeni karanlık olaylar da devam
etmektedir. Aydınlık yarınlara ulaşabilmemiz için, sömürüsüz ve eşit
üretim, adaletli paylaşımla, insan gibi yaşayabileceğimiz bir dünya
yaratabilmemiz için, aydınlatılmayan karanlıkları mutlaka aydınlatmalıyız...
İsterseniz, karanlığa biraz ışık
tutalım. Ne dersiniz ?.......
Bu resmi ve gizli örgütün bir başka
tanığı ise dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’ti.
Ecevit, örtülü ödenekten bu örgüt için
para istendiğinde konudan haberdar olmuş ve hemen araştırmaya başlamıştı.
Sonunda ülke çapında komünizme karşı mücadele etmek için milliyetçi
gönüllülerden, özellikle de MHP’ lilerden bir sivil direniş teşkilatının
kurulduğunu dehşet içinde öğrenmiş ve yaşadığı şaşkınlığı şöyle anlatmıştı:
“şimdiye kadar parasını nereden
sağlıyordu bu örgüt dedim, Amerikalılar gizli bir ödenekten veriyorlardı
dediler. Tabi o zaman kuşkularım büsbütün arttı. “Peki nerede bu kuruluş,
nerede çalışıyor” dedim. Amerikan askeri yardım binasının bir katında
çalışıyor”dendi.
Ecevit bu bilgilere ulaştıktan sonra
olayın üstüne gitmeye karar vermiş, hatta 1-mayıs 1977 katliamı
gerçekleşince kamuoyu önüne çıkıp, “devlet içinde, ama devletin denetimi
dışında ki bir örgütün varlığını resmen açıklamıştı”. Ancak bu açıklamadan
tam 20 gün sonra
(29 mayıs 1977) Çiğli’de belki de
izini sürdüğü örgütün hedefi olmuş ve bir süikast girişiminden kılpayı
kurtulmuştu. Daha sonra suikastte kullanılan ABD menşeli silahın İzmir
emniyetine ait olduğu, tetiği çekenin ise bir polis memuru olduğu
anlaşılmış, ancak olayın üstü hızla örtülmüştü. ( Dipnot: Ecevit’i hedef
alan bu olay aydınlatılmış değil. İzmir ve Menemen Cumhuriyet
savcılıklarının tüm çabalarına karşın olayda kullanılan silah ve öteki
kanıtlar mahkemeye getirilmedi. Suikast girişiminde bulunmak suçlamasıyla
tutuklanan polis memuru İsmet Çetin’in yargılanması 6 mayıs 1980 tarihinde
sonuçlandı. Sanık Çetin yaralamaya neden olmaktan TCK’nin 459/2 maddesi
uyarınca üç ay hapis ve 500 lira para cezasına çarptırıldı. Soruşturmayı
Menemen Savcısı, Semih Kaynakçıoğlu yürüttü. Soruşturma sürerken önce
Denizli, ardından Diyarbakır ve sonra Siirt’e tayin edildi. Yerine Nazım
Karaaslan atandı.
Avrupa’da Gladio’nun açığa çıkıp,
Türkiye’de de Kontrgerilla iddialarının yoğunlaştığı günlerde CIA’nın eski
başkanı William Colby bir açıklama yapmış ve” Türkiye’de Gladio benzeri bir
örgütün bulunduğunu” söylemişti. Colby’nin açıklaması bütün tahminleri
açıklar nitelikteydi.
“CIA, Türkiye’nin komünistlerin eline
düşmemesi için bazı anti-komünist kuruluşları desteklemiş olabilir.”
Mehmet Eymür tarafından kaleme alınan
MİT raporunda Ağar’a ilişkin son derece ağır bir iddia daha vardı. Rapora
göre, 1987 Agustos’unda Milano’da 10 kilo eroinle yakalanan 4 Türk’ün
üzerinden Mehmet Ağar’ın telofon numaraları çıkmıştı. Ağar, raporda diğer
suçlanan yetkililer gibi, bu iddialara susarak yanıt verdi.
1 Mayıs 1977’ ye gelindiğinde Türkiye,
milliyetçi cephe hükümeti yönetiminde karanlık bir dönemden geçiyor, yine
işçiler meydanlarda muhalif sloganlar atarak yürüyorlardı. Karanlığı aşmak
için, bir iktidar değişikliği için gün sayılıyordu. Ama bir anda, çevre
binalardan gelen seslerle her şey alt üst oldu........Geride 34 ölü ve
yüzlerce yaralı bırakan 1 Mayıs katliamı hep bir sır olarak kaldı.
Dönemin ana muhalefet lideri Bülent
Ecevit, kanlı 1 Mayıs’ın üzerindeki gölgeleri şöyle anlattı;
“Bu ateşin nereden açıldığı belli
olduğu halde, ateşi açanlar belli olduğu halde, sorumluları bir türlü
yakalanamadı. Biz bir araştırma kurulu kurmuştuk, fakat onun da önüne
aşılmaz engeller çıkıyordu. Ben 1 Mayıs olaylarında da çok kaygılandım. Ve
daha önce Özel Harp Dairesi’nin sivil uzantıları üzerine aldığım bilgiler
ışığında duyduğum kaygılarımı zamanın Cumhur Başkanı Fahri Korutürk’e sözlü
olarak ilettim. “Elimde kanıt yok ama bana öyle geliyor ki bu Özel Harp
Dairesi’nin sivil uzantıları, onun içinde yer alan ömür boyu birtakım
siviller bunu yapmış olabilir” diye bilgilerimi kendisine aktardım.
1 Mayıs katliamından 10 gün sonra 7 Gün
dergisinde emekli kurmay yarbay Talat Turhan imzalı bir yazı yayınlandı.
“İktidarların Çeteleşmesi” başlıklı bu yazı, yirmi yıl sonra açığa çıkacak
bu çeteleri ilk kez haber verirken, kontrgerilla örgütlerinin çalışma
yöntemlerini de anlatıyordu ve adeta olacakları önceden haber veriyordu.
“Kontrgerilla örgütleri, gerektiğinde
terör ve siyasi cinayetlerle anarşiyi araç olarak kullanarak faşist askeri
darbeler için ortam hazırlar ve bu suretle az gelişmiş ülke düzenlerinin
emperyalizme uyarlı şekle dönüştürülmesini sağlarlar.”
1977’ye kadar bireysel saldırılar ve
adam öldürmeler şeklinde gelişen olaylar 1978’den itibaren Kahramanmaraş
katliamı gibi kitlesel saldırılara dönüştü. Ve hemen ardından da seçilmiş
hedeflere yönelik büyük süikastlar başladı.
Milliyet Başyazarı Abdi İpekçi (1 Şubat
1979)
SBF Dekan yardımcısı Prof. Ümit Yaşar
Doğanay(20 Kasım 1979)
İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.
Cavit Orhan Tütengil (7 Aralık 1979)
TRT yapımcısı Ümit Kaftanlıoğlu (11
Nisan 1980)
MC dönemi bakanlarından MHP’li Gün
Sazak (22 Mayıs 1980)
Maden İş genel başkanı Kemal Türkler
(20 Temmuz 1980)
12 Mart’ın Başbakan’ı Nihat Erim (19
Temmuz 1980)
Emekli deniz subayı Erol Mütercimler’in
araştırmaları; Mütercimler’e göre ülkeyi darbeye sürükleyen çetenin adı
“Ergenekon” Mütercimler’e Ergenekon adlı örgütten ilk söz eden Tümgeneral
Memduh Ünlütürk, 12 Mart döneminde işkenceli sorguların yapıldığı ve
kontrgerilla kadrolarının ilk kez ortaya çıktığı Ziverbey Köşkü’nün komutanı
olarak tanınıyordu. Ve yıllar sonra ilk kez kendisinin de içinde yer aldığı
bir vatanseverler örgütünün ayrıntılarını anlatıyordu. Mütercimler, başta
dinlediklerine inanamadı.
Memduh Ünlütürk Paşa, kendisinin de
bu Ergenekon’ un içinde olduğunu söyledi ve dedi ki, “Bu Ergenokon,
Genelkurmay’ın da , hükümetlerin de bürokrasinin de herkesin üstünde bir
örgüttür. Yasayla falan kurulmuş bir örgüt değildir. Bu, 27 Mayıs
darbesinden sonra CIA, Pentagon tarafından kurdurtulmuş. Bunun içinde
bulunan insanlar da buraya hizmet eden insanlardır. Ama bunlar vatana ihanet
olsun diye hizmet etmezler. Biz vatanı kurtarıyoruz, vatana hizmet ediyoruz,
vatana yararımız dokunuyor diye bu örgütün içinde yer almışlardır.
Özellikle Amerika’da kontrgerilla
eğtimi almış olan, bu kurslardan geçmiş olan generallerin bir bölümü yeri
geldiğinde bu kontrgerilla içinde yer alır....”
Savcı Doğan Öz cinayeti; (24 Mart
1978)
Öz, raporunda, ABD yararına çalışan
bazı gizli örgütlerin, devlet aygıtınıda kullanarak demokrasiyi yok etmeye
ve faşist bir düzeni yürürlüğe koymaya çalıştıklarını açıkca söylüyordu...
“Bütün bu çalışmalar içinde askeri ve
sivil güvenlik güçleri vardır. Kontrgerilla, Genel Kurmay Harp Dairesi’ne
bağlıdır. Sivil güvenlik güçleri içinde de MİT elemanları ve 1. Şube
görevlileri kullanılmaktadır. Bütün bunlar MHP ve onların kadrolarınca
yönetillmektedir.”......
Doğan Öz cinayetinin sanığı İbrahim
Çiftçi , askeri mahkemede yargılandı. Bütün tanıklar ve kanıtlar
aleyhineydi. Ancak Çiftçi’nin avukatının mahkemeye verdiği bir dilekçe
de,müvekkilinin Milli Savunma Bakanlığında dosyasının olduğunu
belirtmesinden sonra Çiftçi hakkında verilen idam kararı Askeri Yargıtay’da
tam dört kez bozuldu. Sonunda askeri mahkeme Türk hukuk tarihinin en ilginç
kararını verdi ve şöyle dedi;
“Sanık Doğan Çiftçi’nin Doğan Öz’ü
taammüden öldürdüğü mahkememizce sabit görülmüştür. Ancak Askeri Yargıtay
Daireler Kurulu kararına direnilemiyeceğinden,
sanık Çiftçi’nin beraatine karar
verilmiştir.”
Türk ülkücülerinin CIA bağlantılarını
araştıran Fransız gazeteci Jean Marie Stoerkel de “Saint Pierre’in
kurtları” kitabında Abdullah Çatlı’nın yabancı istihbarat örgütleriyle
ilişkilerini ortaya koyuyordu. Geçenlerde Türkiye’ye gelen Stoerkel ATV’ye
Ağaca’nın hapisten kaçırılmasına, Çatlı ve CIA’nın işbirliği yaptıklarını da
açıkladı. Storkel araştırmaları sırasında Çatlı’nın İnterpol tarafından
aranmakta olduğunu 1982 yılında İtalyan Gladio örgütünün bir ajanı ile
birlikte Amerikan koruması altında Miami’ye giriş yaptığını da ortaya
çıkarmıştı. Fransız gazeteci, bir duruşma sırasında Çatlı’ya “Amerika’ya
nasıl bu kadar kolay girdin” diye sormuş ve şu yanıtı almıştı;
“Ortalığı karıştırma. Bizi o kadar çok
gizli servis kullanmak istedi ki tahmin edemezsiniz.”
Son olarak,Kırşehir doğumlu Uğur
Mumcu, evrensel kimliğini hak etmiş olan , düşünürümüze yer verelim...
9 Ekim 1992 tarihli yazısında Uğur
Mumcu;
“Bugün PKK örgütü arasında kim bilir
kaç tane ajan vardır ? Yalnızca MİT ajanlarımı? Ortadoğu ajan kaynıyor.
Kürt örgütleri arasına sızmış kim bilir kaç CIA ajanı görev yapıyor?” diye
soruyordu. 15 Ekim’de ise “Gazetecinin görevi gerçeği aramaktır. Kürt
sorunu üzerinde bu köşede yapmaya çalıştığımız da budur. Örneğin, Abdullah
Öcalan kimdir? PKK nasıl kurulmuştur ? Bunları araştırıyoruz. Bu
araştırmaların başlangıç noktası Öcalan’ın kimliğidir.” diye yazdı.
Mumcu, daha önce Aydınlık
gazetesindeki bazı haberlere atıf yaparak soruyordu. “Apo’nun
kontrgerillacılarla işbirliği yaptığı, PKK içindeki MİT ajanı bir pilotu
kullandığı ve kayınpederinin MİT elemanı olduğu doğrumu?”
8 Ocak 1993 tarihli yazısında bu
konuya giriyor ve şöyle diyordu;
“Birileri Türk halkını, Kürt halkına,
Kürt halkını da Türk halkına düşman edici kanlı bir tuzak kuruyor. Yakında
yayınlanacak bir yayınımda Kürt milliyetçileri ile istihbarat ajanları
arasında ki ilişkilere ışık tutucak ilginç belgeleri açıklıyacağım.”Bu
yazıdan tam 16 gün sonra öldürüldü...!!!
Hacı Ercan ...Hollanda.... |