DALAKÇI GENÇLİK karanlıklar

        23.04.11

Anasayfa
Yukarı

 

Aydınlanmayan karanlıklar

                                                                  7-Nisan-2005

 Kontrgerilla = Gladio = Ergenekon

Bir dönem ,  ismi ne olursa olsun, Amerikan çıkışlı olan bu örgütler, birçok aydın, Devrimci, Demokrat ve düşünür insanlarımızı katletmişlerdir. Bu cinayetlerin bir çoğu karanlıkta kalmış, failleri bilinse de serbest kalmışlar, zamanın üst düzey görevlileri tarafından aklanmış ya da korunmuşlardır. Genellikle , vatansever, sömürü düzenine, emperyalizme karşı olanlar, kurban olarak seçilmiş ve katledilmişlerdir. Faillerin bazıları, yakalanıp, ya da gözden çıkarılarak,  savunmaları istendiğinde, savunmalarını yaparken; her şeyi vatan için yaptıklarını zikretmişlerdir. Bu insanlar, Vatan’ın beynini yok ettiklerinin farkına varmadan, Amerikan emperyalizmine hizmet etmişlerdir. Bu, yok ediciler, süreç içerisinde bir çok kesim tarafından vatan perver ilan edilmiş, vatan kurtaran aslanlar olarak lanse edilmişlerdir. Günümüz de karanlıkların aydınlanmadığı gibi halen yeni karanlık olaylar  da devam etmektedir. Aydınlık yarınlara ulaşabilmemiz için, sömürüsüz ve eşit üretim,  adaletli paylaşımla, insan gibi yaşayabileceğimiz bir dünya yaratabilmemiz için, aydınlatılmayan karanlıkları mutlaka aydınlatmalıyız...

İsterseniz, karanlığa biraz ışık tutalım. Ne dersiniz ?.......

Bu resmi ve gizli örgütün bir başka tanığı ise dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’ti.

Ecevit, örtülü ödenekten bu örgüt için para istendiğinde konudan haberdar olmuş ve hemen araştırmaya başlamıştı. Sonunda ülke çapında komünizme karşı mücadele etmek için milliyetçi gönüllülerden, özellikle de MHP’ lilerden bir sivil direniş teşkilatının kurulduğunu dehşet içinde öğrenmiş ve yaşadığı şaşkınlığı şöyle anlatmıştı:

“şimdiye kadar parasını nereden sağlıyordu bu örgüt dedim, Amerikalılar gizli bir ödenekten veriyorlardı dediler. Tabi o zaman kuşkularım büsbütün arttı. “Peki nerede bu kuruluş, nerede çalışıyor” dedim. Amerikan askeri yardım binasının bir katında çalışıyor”dendi.

Ecevit bu bilgilere ulaştıktan sonra olayın üstüne gitmeye karar vermiş, hatta  1-mayıs 1977  katliamı gerçekleşince kamuoyu önüne çıkıp, “devlet içinde, ama devletin denetimi dışında ki bir örgütün varlığını resmen açıklamıştı”. Ancak bu açıklamadan tam 20 gün sonra

 (29 mayıs 1977) Çiğli’de belki de izini sürdüğü örgütün hedefi olmuş ve bir süikast girişiminden kılpayı kurtulmuştu. Daha sonra suikastte kullanılan ABD menşeli silahın  İzmir emniyetine ait olduğu, tetiği çekenin ise bir polis memuru olduğu anlaşılmış, ancak olayın üstü hızla örtülmüştü.  ( Dipnot:  Ecevit’i hedef alan bu olay aydınlatılmış değil. İzmir ve Menemen Cumhuriyet savcılıklarının tüm çabalarına karşın olayda kullanılan silah ve öteki kanıtlar mahkemeye getirilmedi. Suikast girişiminde bulunmak suçlamasıyla tutuklanan polis memuru İsmet Çetin’in yargılanması 6 mayıs 1980 tarihinde sonuçlandı. Sanık Çetin yaralamaya neden olmaktan TCK’nin 459/2 maddesi uyarınca üç ay hapis ve 500 lira para cezasına çarptırıldı. Soruşturmayı Menemen Savcısı, Semih Kaynakçıoğlu yürüttü. Soruşturma sürerken önce Denizli, ardından Diyarbakır ve sonra Siirt’e tayin edildi. Yerine Nazım Karaaslan atandı.

Avrupa’da Gladio’nun açığa çıkıp, Türkiye’de de Kontrgerilla iddialarının yoğunlaştığı günlerde CIA’nın eski başkanı William Colby bir açıklama yapmış ve” Türkiye’de Gladio benzeri bir örgütün bulunduğunu” söylemişti. Colby’nin açıklaması bütün tahminleri açıklar nitelikteydi.

“CIA, Türkiye’nin komünistlerin eline düşmemesi için bazı anti-komünist kuruluşları desteklemiş olabilir.”

Mehmet Eymür tarafından kaleme alınan MİT raporunda Ağar’a ilişkin son derece ağır bir iddia daha vardı. Rapora göre, 1987 Agustos’unda Milano’da 10 kilo eroinle yakalanan 4 Türk’ün üzerinden Mehmet Ağar’ın telofon numaraları çıkmıştı. Ağar, raporda diğer suçlanan yetkililer gibi, bu iddialara susarak yanıt verdi.

1 Mayıs 1977’ ye gelindiğinde Türkiye, milliyetçi cephe hükümeti yönetiminde karanlık bir dönemden geçiyor, yine işçiler meydanlarda muhalif sloganlar atarak yürüyorlardı. Karanlığı aşmak için, bir iktidar değişikliği için gün sayılıyordu. Ama bir anda, çevre binalardan gelen seslerle her şey alt üst oldu........Geride 34 ölü ve yüzlerce yaralı bırakan  1 Mayıs katliamı hep bir sır olarak kaldı.

Dönemin ana muhalefet lideri Bülent Ecevit, kanlı 1 Mayıs’ın üzerindeki gölgeleri şöyle anlattı;

“Bu ateşin nereden açıldığı belli olduğu halde, ateşi açanlar belli olduğu halde, sorumluları  bir türlü yakalanamadı. Biz bir araştırma kurulu kurmuştuk, fakat onun da önüne aşılmaz engeller çıkıyordu. Ben 1 Mayıs olaylarında da çok kaygılandım. Ve daha önce Özel Harp Dairesi’nin sivil uzantıları üzerine aldığım bilgiler ışığında duyduğum kaygılarımı zamanın Cumhur Başkanı Fahri Korutürk’e sözlü olarak ilettim. “Elimde kanıt yok ama bana öyle geliyor ki bu Özel Harp Dairesi’nin sivil uzantıları, onun içinde yer alan ömür boyu birtakım siviller bunu yapmış olabilir” diye bilgilerimi kendisine aktardım.

1 Mayıs katliamından 10 gün sonra 7 Gün dergisinde emekli kurmay yarbay Talat Turhan imzalı bir yazı yayınlandı. “İktidarların Çeteleşmesi” başlıklı bu yazı, yirmi yıl sonra açığa çıkacak bu çeteleri ilk kez haber verirken, kontrgerilla örgütlerinin çalışma yöntemlerini de anlatıyordu ve adeta olacakları önceden haber veriyordu.

“Kontrgerilla örgütleri, gerektiğinde terör ve siyasi cinayetlerle anarşiyi araç olarak kullanarak faşist askeri darbeler için ortam hazırlar ve bu suretle az gelişmiş  ülke düzenlerinin emperyalizme uyarlı şekle dönüştürülmesini sağlarlar.”

1977’ye kadar bireysel saldırılar ve adam öldürmeler şeklinde gelişen olaylar 1978’den itibaren Kahramanmaraş katliamı gibi kitlesel saldırılara dönüştü. Ve hemen ardından da seçilmiş hedeflere yönelik büyük süikastlar başladı.

Milliyet Başyazarı Abdi İpekçi (1 Şubat 1979)

SBF Dekan yardımcısı Prof. Ümit Yaşar Doğanay(20 Kasım 1979)

İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Cavit Orhan Tütengil (7 Aralık 1979)

TRT yapımcısı Ümit Kaftanlıoğlu (11 Nisan 1980)

MC dönemi bakanlarından  MHP’li Gün Sazak (22 Mayıs 1980)

Maden İş genel başkanı Kemal Türkler  (20 Temmuz 1980)

12 Mart’ın Başbakan’ı Nihat Erim (19 Temmuz 1980)

Emekli deniz subayı Erol Mütercimler’in araştırmaları; Mütercimler’e göre ülkeyi darbeye sürükleyen çetenin adı “Ergenekon” Mütercimler’e Ergenekon adlı örgütten ilk söz eden  Tümgeneral Memduh Ünlütürk, 12 Mart döneminde işkenceli sorguların yapıldığı ve kontrgerilla kadrolarının ilk kez ortaya çıktığı Ziverbey Köşkü’nün komutanı olarak tanınıyordu. Ve yıllar sonra ilk kez kendisinin de içinde yer aldığı bir vatanseverler örgütünün ayrıntılarını anlatıyordu. Mütercimler, başta dinlediklerine inanamadı.

 Memduh Ünlütürk Paşa,  kendisinin de bu Ergenekon’ un içinde olduğunu söyledi ve dedi ki, “Bu Ergenokon, Genelkurmay’ın da , hükümetlerin de bürokrasinin de herkesin üstünde bir örgüttür. Yasayla falan kurulmuş bir örgüt değildir. Bu, 27 Mayıs darbesinden sonra CIA, Pentagon tarafından kurdurtulmuş. Bunun içinde bulunan insanlar da buraya hizmet eden insanlardır. Ama bunlar vatana ihanet olsun diye hizmet etmezler. Biz vatanı kurtarıyoruz, vatana hizmet ediyoruz, vatana yararımız dokunuyor diye bu örgütün içinde yer almışlardır.

Özellikle Amerika’da kontrgerilla eğtimi almış olan, bu kurslardan geçmiş olan generallerin bir bölümü yeri geldiğinde  bu kontrgerilla içinde yer alır....”

 Savcı Doğan Öz cinayeti;  (24 Mart 1978)

 Öz, raporunda, ABD yararına çalışan bazı gizli örgütlerin, devlet aygıtınıda kullanarak demokrasiyi yok etmeye  ve faşist bir düzeni yürürlüğe koymaya çalıştıklarını açıkca söylüyordu...

 “Bütün bu çalışmalar içinde askeri ve sivil güvenlik güçleri vardır. Kontrgerilla, Genel Kurmay Harp Dairesi’ne bağlıdır. Sivil güvenlik güçleri içinde de MİT  elemanları ve 1. Şube görevlileri kullanılmaktadır. Bütün bunlar MHP ve onların kadrolarınca yönetillmektedir.”......

 Doğan Öz  cinayetinin sanığı İbrahim Çiftçi , askeri mahkemede yargılandı. Bütün tanıklar ve kanıtlar aleyhineydi. Ancak Çiftçi’nin  avukatının mahkemeye verdiği bir dilekçe de,müvekkilinin Milli Savunma Bakanlığında dosyasının olduğunu belirtmesinden sonra Çiftçi hakkında verilen idam kararı Askeri Yargıtay’da tam dört kez bozuldu. Sonunda askeri mahkeme Türk hukuk tarihinin en ilginç kararını verdi ve şöyle dedi;

 “Sanık Doğan Çiftçi’nin Doğan Öz’ü taammüden öldürdüğü mahkememizce sabit görülmüştür. Ancak Askeri Yargıtay Daireler Kurulu kararına direnilemiyeceğinden,

sanık Çiftçi’nin beraatine karar verilmiştir.”

 Türk ülkücülerinin CIA bağlantılarını araştıran  Fransız gazeteci Jean Marie Stoerkel de “Saint Pierre’in kurtları” kitabında  Abdullah Çatlı’nın yabancı istihbarat örgütleriyle ilişkilerini ortaya koyuyordu. Geçenlerde Türkiye’ye gelen Stoerkel ATV’ye Ağaca’nın hapisten kaçırılmasına, Çatlı ve CIA’nın işbirliği yaptıklarını da açıkladı. Storkel araştırmaları sırasında Çatlı’nın İnterpol tarafından aranmakta olduğunu 1982 yılında İtalyan Gladio örgütünün bir  ajanı ile birlikte Amerikan koruması altında Miami’ye giriş yaptığını da ortaya çıkarmıştı. Fransız gazeteci, bir duruşma sırasında Çatlı’ya “Amerika’ya nasıl bu kadar kolay girdin” diye sormuş ve şu yanıtı almıştı;

 “Ortalığı karıştırma. Bizi o kadar çok gizli servis kullanmak istedi ki tahmin edemezsiniz.”

 Son olarak,Kırşehir doğumlu Uğur Mumcu, evrensel kimliğini hak etmiş olan , düşünürümüze yer verelim...

 9 Ekim 1992 tarihli yazısında Uğur Mumcu;

 “Bugün PKK  örgütü arasında kim bilir kaç tane ajan vardır ?  Yalnızca MİT ajanlarımı? Ortadoğu ajan kaynıyor. Kürt örgütleri arasına sızmış  kim bilir kaç CIA ajanı görev yapıyor?” diye soruyordu.  15 Ekim’de ise  “Gazetecinin görevi gerçeği aramaktır. Kürt sorunu üzerinde bu köşede yapmaya çalıştığımız da budur. Örneğin, Abdullah Öcalan kimdir? PKK nasıl kurulmuştur ? Bunları araştırıyoruz. Bu araştırmaların başlangıç noktası Öcalan’ın kimliğidir.” diye yazdı.

 Mumcu, daha önce Aydınlık gazetesindeki bazı haberlere atıf yaparak soruyordu. “Apo’nun kontrgerillacılarla işbirliği yaptığı, PKK içindeki MİT  ajanı bir pilotu kullandığı ve kayınpederinin MİT elemanı olduğu doğrumu?”

 8 Ocak 1993 tarihli yazısında bu konuya giriyor ve şöyle diyordu;

 “Birileri Türk halkını, Kürt halkına, Kürt halkını da Türk halkına  düşman edici kanlı bir tuzak kuruyor. Yakında yayınlanacak  bir yayınımda Kürt milliyetçileri ile istihbarat ajanları arasında ki ilişkilere ışık tutucak ilginç belgeleri açıklıyacağım.”Bu yazıdan tam 16 gün sonra öldürüldü...!!!

Hacı Ercan ...Hollanda....

Anasayfa | Ali'nin Şemsiyesi | Leydi | karanlıklar | Anadoluda Savaşlar | Babailer | Bektaşiler/Ahiler | KARACAKÜRT | 1 Mayıs

Tarih: 22.04.11