DALAKÇI GENÇLİK Ali'nin Şemsiyesi

        23.04.11

Anasayfa
Yukarı

 

                                   ALİNİN   ŞEMSİYESİ

 

Öyle  bir zaman;

Mahkeme kurulur.  Savcı ,hakim,  şahit,mübaşir tamam.Bu kez suçlu, bir yayın organından köşe yazarı.

Hakim ;

-Sanık ayağa kalksın.

-Suçunuz,köşe yazınız da ki hal ve tavırlarınız,bir sınıfın diğer bir sınıf üzerinde ki tahakkümü ve  insanları ikiliğe ve bölücülüğe teşfik etmek ve yazınızın sonunda “salla bayrağı düşman üstüne soldan sağa” diyerek halkı isyana teşvik etmek.Söyle bakalım şimdi ,neden, “salla bayrağı  düşman üstüne soldan sağa” dediniz...?

 Sanık;

- Hakim bey,salla bayrağı düşman üstüne sağdan  sola da diyebilirdim.

 Hakim;

-Sanığın suçu sabit görüldüğünden , onbeş yıl ağır hapis cezasıyla yargılanmasına ve de tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir...

  Slogan atmak,duvarlara yazı yazmak,topluca yürümek ne mümkün. Hele suçunuz yasak yayın bulundurmaksa, yandınız.Kaç yıl yatarsınız belli değil.”Tecavüzcü Coşkun” olsanız o kadar ceza yemezsiniz.Hele duvarlara afiş yapıştırmak. Teröristlerin resimleri duvarlara asılırmı hiç..?

Bir afişleme gecesiydi.Beş kişiyiz.Bu afişlemenin ucunda kaç yıl ceza var..?Kaç yıldan dahası ölüm olayı olabilir.Malzemelerimiz,afişler,bir kova tutkal,bir fırça,beş delikanlı adam,tek tabanca.Sokaklar karanlık.Sırayla uygun yerlere afişleri yapıştırıp gidiyoruz. Sağlı sollu , irili, ufaklı araçlar yol kenarlarına park etmişler. Bu arada  yan taraftaki apartmanın ikinci katının balkon lambası yandı. Balkonda zebra çizgili pijamasıyla, uzun boylu,kuru bir adam belirdi.

 -Hey sizler buraya afiş yapamazsınız.

Bu esnada gözcümüz ,çalar almaz tabancasını adama doğrultup;“Kes sesini”, demesiyle birlikte adam ellerini yukarı kaldırdı bekliyor.Bir an sessizlik oldu.Adam,hık,mık etti ama gözcümüz tekrar,“kes sesini kaldır ellerini gel aşağı”dedi.Adam,“tamam dur geliyorum” dedi ve elleri yukarıda balkondan evine girdi.Hepimiz şaşırmıştık adam gelirmi,elmezmi.?Dış kapı açıldı adam çizgili pijaması, elleri halen yukarıda yanımıza geldi.

-yapmayın ağabey bana acıyın.

Gözcü;

-Kes sesini, zaten sizlere acıdığımızdan afişleme yapıyoruz.

Bu arada bir araç sesi duyuldu.Herkes arazi,yani saklanacak neresi olursa oraya saklanıyoruz.Pijamalı adam da bizimle beraber saklanıyor.Tehlike geçti yerlerimizden çıktık.Pijamalı adam yine ellerini yukarı kaldırdı.Gözcümüz bakıp güldü.

-İndir ellerini.Al şu kovayı , fırçayı, duvarlara  tutkal süreceksin ,arkadaş da afiş yapıştıracak.

Pijamalı adam;

 -Olur ağabey.

Adam,kaptı malzemeleri.Sanki kırk yıllık afişçi.Adam, sürüyor tutkalı,arkadaş yapıştırıyor afişleri.Tehlike anında “saklanın” deyince adam da bizimle beraber hemen arazi oluyor.Sabah olmak üzere;

Gözcü,

-Arkadaşlar görev tamamlanmıştır,artık buradan itibaren ayrılıyoruz,yarın akşam buluşma yerimizde olacağız.

Pijamalı adam;

-ağabey ben ne olacağım peki şimdi, bende sizden oldum,eve gidemem.

Ne olacak şimdi..?İçimizde bir sıkıntı,adam bizi tanıdı,ya gider şikayet ederse,yandık.

Bu arada adamın yapısını da anlamıştık.

Gözcü;

-Bak kardeş senin adın neydi.

-Ali ağabey.

-Bak Ali kardeş sende bizdensin,bu afiş işini beraber yaptık,kimseye söyleme olurmu.Söylersen sende,bizde ceza alırız.

-Olur ağabey söylemem.

-Hadi şimdi sen evine git uyu olurmu.

-Olur ağabey.

Hepimiz ayrı istikamete ayrıldık,yürüyoruz ama hepimiz de dönüp Ali’nın arkasından bakıyoruz.İşte, bizim Ali ile böyle bir günde tanışmıştık.Ali sözünde durdu ya da unuttu,daha sonra ki günlerde bu konuyu bir daha açmadı.Ali o günden sonra bizi hiç bırakmadı.

Ali’nin bir de huyu vardı,sakın ola ki ondan bir şey almayasın,yaptığı iyiliği sürekli tekrarlardı.Hani var ya, o gün ben sana diye başlardı söze.Bizi nerede görse yanımızdan ayrılmazdı.Yine bir gün,yağmurlu bir gündü.Ali ile beraber cadde boyu yürüyüp gidiyoruz.Yağmur çok şiddetlendi.Bizim Ali’nin elinde iki şemsiye var “Ali bu şemsiyeler nedir”diye sordum.“ağabey bunları tamir ettirdim,şu annemin ,şu da benim”dedi.

Ali’den şemsiyenin birini istesemmi, istemesemmi diye düşününceye kadar epeyce ıslandım.

Bu arada Ali,”ağabey çok ıslandın al şunun birini” dedi. Peki deyip aldım.Keşke almaz olsaydım.Ali o günden sonra beni nerede görse,

-Ağabey o gün çok yağmur yağıyordu değilmi.?

-Evet Ali çok yağıyordu.

-Ağabey ben sana şemsiyeyi vermeseydim ne olurdu.?

-Ali, vallahi ıslanırdım,hasta olurdum herhalde,sağolasın iyi ki verdin.

Ali , bu şemsiye meselesini hep gündeme getirdi.Bir yaz günüydü,üç, arkadaş evin önünde ki küçük havuzun kenarına oturmuş sohbet ediyoruz.Ali bizi görmüş,aniden yanımızda türeyiverdi.

-Ali dost gel otur,bize katıl.

Muhabbet koyu,Ali sessiz.Birden aklına birşey gelmiş gibi yüksek sesle

-ağabey.

-Buyur Ali.

-Ağabey hani o gün ,yağmur yağıyordu ya.

-Evet

-Hani ben sana şemsiye vermiştim ya.

-Evet.

-Vermeseydim ne olurdu ağabey?

Demesiyle beraber kendimi attım havuzun içine.Arkadaşlar şaşkın bakıyorlar.Sırılsıklam ıslanmıştım.

-Bak Ali,ben işte böyle ıslanırdım,tamammı,oldumu şimdi? Yeter artık Aliii.

Ali;

-Ama ağabey ben sana havuza atla demedim kiiii...

  O günden sonra Ali şemsiye meselesini hiç açmadı ama ne zaman,”bak ağabey “dese ,şu şemsiye meselesi aklıma geldi...

Hacı Ercan...Hollanda...   30 Eylül 2004-12-01

Anasayfa | Ali'nin Şemsiyesi | Leydi | karanlıklar | Anadoluda Savaşlar | Babailer | Bektaşiler/Ahiler | KARACAKÜRT | 1 Mayıs

Tarih: 22.04.11