DALAKÇI GENÇLİK

Yazılardan

23.04.11

Anasayfa
Yukarı
Yazılardan
Resimler
Alim Tosun
Hacı Ercan
Ümit Köksal

 

Bazı enteresan konuları burada işleyeceğiz

 

Köyümüz DALAKÇI gazetesi sayı 2 1 Temmuz 1976

GURBET - ALMANYA

 Postacı hızlı hızlı çıktı bayırı. Alışktı bu sokaklara, yinede tereddüt ett, bilememişti Mehmet Garib'in evini. Arkasına takılan ço­cuklara sordu.

- Bura mı lan Mehmet'in evi

- He dedi çocuklar. Havludan içeriye daldı postacı, ilk karşısı­na çıkan Mehmed'in garısı olmuştu.

- Mehmed nerde bacı? Gözünüz aydın gi­diyo Alman'a kağıdı çıkmış onu getirdim. De­di postacı. Nasıl sevinmişti kadın, postacının sözünü bitirmesini beklemeden çığlık çığlığa bağırdı nerdeyse... Ver ben alayım gulağına dedi. Postacı tavuğu almadan vermedi Mehmed' in kagıtlarını karısına. Bayram vardı o akşam Mehmedin evinde Gözü aydına gelmişti gonu gomşu, Muhanete muhtaç olmaktan kurtulacak, bol parası olacak çoluk çocuğu elin eline bakmıyacaktı gayri Mehmedin.

Aklına birşey takılıyordu, ya muyanede gaybederse, ya çüruk çıkarsa, olur ya işte bu kötüydü hemide çok kötüydü içine bu düşünce ok ğibi saplandı, muyane günü gelene kadar gözüne bir direm uyku girmedi, birşeyi de yok­tu ya Mehmed'in. Gavur doktoru çok inceliyor­muş, herkes öyle diyordu. Ne olur ne olmaz di­ye düşündü. Ah bir adamını bulabilseydi. Bun­ların para yediğide oluyormuş faizli olsun tek parayı bulabilseydi bari.

Parayı bulmuştu Mehmet ğitti lstanbul'a korktuğu başına gelmişti, sidiği bozuk çıkmış­tı. Tabi beş bini verince demir ğibi oldu Meh­met Köye döndüğunde bunu yanlız karısına söyledi ve onuda tenbihledi.

- Sakın kimseye söyleme yoksa garışmam. dedi.

Nedemekti çürük çıkması.

Verilen günde bitmişti, artık. Çantası hazır­landı bir gün evvelinden. 0 gece ğeçmek bil­medi. sabahlar olmadı, sanki gün doğmuya­cak gibiydi bugün.

Çoluk çocuk, gonu, komşu hep vedalaşma­ya geldiler minübusün yanına. Hepsiyle ayrı ayrı vedalaştı, helallaştı. Arabaya binerken karısına baktı ağlıyordu. Daha 3-5 yıllık evliydiler, ama işte onları muhanet ayırıyordu. Mehmet garısının ağlıyacağını hiç tahmin etmemiş­ti, bi hoş oldu, burnunun direği sızladı, sonra yutkundu. erkeklige yakıştıramadı, herkesin gözü önünde aglamayı, ğöz yaşlarını kor tanesi gibi içine akıttı, Mehmet, Araba yürürken son kez baktı garısına, dülbetinin ucuyla gözlerini siliyordu garip.

Günler, aylar, yıllar geçti aradan. Mektup hasreti, özlemi dindiremiyordu. Gelseneye kadar daha çok vardı.

Alman'ın parası çok ama gurbetide o ka­dar zordu. lşten gelince yemek, çamaşır sonra birkaç hemşeriyle dertleşmek. Günler uzayıp gidiyordu. Çoluk, çocuk, avrat, köy burcu bur­cu tütüyordu Mehmedin burnuna.

Hele dünkü gelen mektup Belki Onuncu se­ferdi okunduğu. Dayanamadı yine açtı.

- Mehmet! mektubunu aldım. Çok sevindik, güçcük ğız durmadan resmini öpüp, babam diyo, benim babam diyo. Dün söğtlü bağa gittim heç aklımdan çıkmıyon, bağ hozan galdı ya içim sızlıyo, bida bırakmam seni. Dün gene uyuyamadım, döndüm durdum yatakta, sabahlar olmuya, günler geçmiyo sensiz Memedim.

Sen benim evimin direği, dayanağım, erkeğim, dünyadaki tükel (tum) varlığımsın. Günlerimi sana söyledigim Türkürle dolduruyom  

Devamı gelecek sayıda

 

  •  
    •  
  •  
    •  
  •  
    •  
  •  
    •  
  •  
    •  
  •  
    •  

 

Anasayfa | Yazılardan | Resimler | Alim Tosun | Hacı Ercan | Ümit Köksal

Yenilik: 22.04.11