|
Köyümüz
DALAKÇI gazetesi sayı 2 1 Temmuz 1976
GURBET
-
ALMANYA
Postacı
hızlı hızlı çıktı bayırı. Alışktı bu sokaklara, yinede tereddüt ett,
bilememişti Mehmet Garib'in evini. Arkasına takılan çocuklara sordu.
-
Bura mı lan Mehmet'in evi
-
He dedi çocuklar. Havludan içeriye daldı postacı, ilk karşısına çıkan
Mehmed'in garısı olmuştu.
-
Mehmed nerde bacı? Gözünüz aydın gidiyo Alman'a kağıdı çıkmış onu getirdim.
Dedi postacı. Nasıl sevinmişti kadın, postacının sözünü bitirmesini
beklemeden çığlık çığlığa bağırdı nerdeyse... Ver ben alayım gulağına dedi.
Postacı tavuğu almadan vermedi Mehmed' in kagıtlarını karısına. Bayram vardı
o akşam Mehmedin evinde Gözü aydına gelmişti gonu gomşu, Muhanete muhtaç
olmaktan kurtulacak, bol parası olacak çoluk çocuğu elin eline bakmıyacaktı
gayri Mehmedin.
Aklına birşey takılıyordu, ya muyanede gaybederse, ya çüruk çıkarsa, olur ya
işte bu kötüydü hemide çok kötüydü içine bu düşünce ok ğibi saplandı, muyane
günü gelene kadar gözüne bir direm uyku girmedi, birşeyi de yoktu ya
Mehmed'in. Gavur doktoru çok inceliyormuş, herkes öyle diyordu. Ne olur ne
olmaz diye düşündü. Ah bir adamını bulabilseydi. Bunların para yediğide
oluyormuş faizli olsun tek parayı bulabilseydi bari.
Parayı bulmuştu Mehmet ğitti lstanbul'a korktuğu başına gelmişti, sidiği
bozuk çıkmıştı. Tabi beş bini verince demir ğibi oldu Mehmet Köye
döndüğunde bunu yanlız karısına söyledi ve onuda tenbihledi.
-
Sakın kimseye söyleme yoksa garışmam. dedi.
Nedemekti çürük çıkması.
Verilen günde bitmişti, artık. Çantası hazırlandı bir gün evvelinden. 0
gece ğeçmek bilmedi. sabahlar olmadı, sanki gün doğmuyacak gibiydi bugün.
Çoluk çocuk, gonu, komşu hep vedalaşmaya geldiler minübusün yanına.
Hepsiyle ayrı ayrı vedalaştı, helallaştı. Arabaya binerken karısına baktı
ağlıyordu. Daha 3-5 yıllık evliydiler, ama işte onları muhanet ayırıyordu.
Mehmet garısının ağlıyacağını hiç tahmin etmemişti, bi hoş oldu, burnunun
direği sızladı, sonra yutkundu. erkeklige yakıştıramadı, herkesin gözü
önünde aglamayı, ğöz yaşlarını kor tanesi gibi içine akıttı, Mehmet, Araba
yürürken son kez baktı garısına, dülbetinin ucuyla gözlerini siliyordu garip.
Günler, aylar, yıllar geçti aradan. Mektup hasreti, özlemi dindiremiyordu.
Gelseneye kadar daha çok vardı.
Alman'ın parası çok ama gurbetide o kadar zordu. lşten gelince yemek,
çamaşır sonra birkaç hemşeriyle dertleşmek. Günler uzayıp gidiyordu. Çoluk,
çocuk, avrat, köy burcu burcu tütüyordu Mehmedin burnuna.
Hele dünkü gelen mektup Belki Onuncu seferdi okunduğu. Dayanamadı yine açtı.
-
Mehmet! mektubunu aldım. Çok sevindik, güçcük ğız durmadan resmini öpüp,
babam diyo, benim babam diyo. Dün söğtlü bağa gittim heç aklımdan çıkmıyon,
bağ hozan galdı ya içim sızlıyo, bida bırakmam seni. Dün gene uyuyamadım,
döndüm durdum yatakta, sabahlar olmuya, günler geçmiyo sensiz Memedim.
Sen benim evimin direği, dayanağım, erkeğim, dünyadaki tükel (tum)
varlığımsın. Günlerimi sana söyledigim Türkürle dolduruyom
Devamı gelecek sayıda
|