|
DALAKÇI GENÇLİK |
||
23.04.11 |
|
|
Köyümüz Dalakçı Gazetesi yazarlarından makaleler |
||
|
Alim Tosun Emekli öğretmen |
|||
|
YÜRÜ BRE DÜNYA (Geçen sayıdan devam) Şimdi de gezi anılarımı sizlerle paylaşmaya çalışacağım. 4 Mayıs 2008 Pazar Aydın , Rahime Tosunlara mitili serdik.Çocuklarının boynumuza sarılmaları ve sevgiden,hasretlikten gözlerinin dolması bizleri de duygulandırıyor.Ziyaretimize akrabalarımdan Sami,Yalçın,H.Osman,İnönü,Döne’nin Mehmet,Deniz,Akif,H.Ömer Tosunlar ve Aşır Şahin eşleri ile birlikte geliyorlar.Tüm bu gelenlerin ertesi gün karşı ziyaretlerini yapıyoruz. Bu ziyaretler sırasında H.Ömer Tosun bana bir sürprizi olduğunu söylüyor . Evine gittiğimizde Çankaya Anadolu Lisesi’nde öğrencim olan ve Stuttart’ta üniversitede okuyan Tolga Anlaş’ın ziyaretime geldiğini görüyorum. Tolga Anlaş Tuncelili.Almanya’ya gittiğimizi haber almış. binlerce km uzaklıkta buluşuyoruz . Gerçekten güzel bir sürpriz . Öğretmenliğin güzel yönlerinden biri de bu olsa gerek. H.Ömer Tosun’un kızı Yasemin’in eşi Oliver Alman, pırıl pırıl bir genç. Onurlu ve insan.Birden kaynaşıyoruz.Türkçe ve İngilizce olarak anlaşıyoruz.Boynumuza sarılıyor,elimizi öpüyor.H.Ömer ve eşi Teslime’ye yakın ilgi sevgilerinden dolayı bizim de kendilerine sevgimiz sonsuzdur. Aydın Tosun’ların bahçesinde mangal partisi. Yukarıda saydığım akrabalarımın dışında Ulm’den Dalakçı radyosunun kadim dinleyici ve dostu Halil İbrahim Demir ve eşi Güler de ziyaretimize geliyorlar. Mangal partisini birlikte yaparak topluca anı fotoğrafı çektiriyoruz. Ben sadece az gelişmiş ülkelerde olur sanıyordum. Almanya’da da bit pazarı var. Halamın oğlu Sami ile bit pazarını gezmeye gidiyoruz. Pazarda her şey var yeni ve kullanılmış. Öldüm fiyatına. Satıcılar arasında Türkler de var. Ertesi gün o bölgeye hakim bir tepe üzerine kurulmuş tarihi BURG HOHENZOLLERN şatosunu gezmeye gidiyoruz.900 yıllık bir şato çok iyi korunmuş. Yapısında en ufak bir aşınma yok. Varsa bile hemen onarmışlar. Eski Alman krallarının hepsinin heykellerini sırayla şatonun çevresine dikmişler. Hangi tarihte krallık yaptıklarını ve en önemli özelliklerini heykellerin kaidelerine işlemişler.Şatoya anı defteri koymuşlar.İsteyen yazıyor.Almanca,Çince,Yugoslavca,,Rusça…hemen hemen her dilden.Ben de Türkçe olarak görüşlerimi yazıyorum ve geziye katılan altı kişi görüşlerin altına imzalarını atıyorlar. 12.05.2008 Pazartesi: Albstats’tan Ulm’e giderken yol üzerindeki Dom Marie kilisesini Zwifen Falten denilen yerde ziyaret ediyoruz . Burada mola vererek Halamın oğlu Sami Tosun’un ısmarladığı dondurmalarımızı yiyoruz.Aynı gün Ulm’deyiz. Altı Dalakçılı ziyaretine gittiğimiz Halil İbo’nun işten çıkış saatini bekliyoruz . Halil İbo’yu beklerken Ulm’deki Ulmer Münster kilisesini ziyaret ediyoruz. Kilisenin ibadet edilen sıralarında oturarak biraz dinleniyoruz. Kilise sıraları aynen okul sıraları gibi. Tuna Nehri Ulm’un içinde geçiyor. Bu nehirde gemi taşımacılığı da yapılıyor. Nehirde ördek ve kuğular yüzüyor. Suyu pırıl pırıl eğil iç. Tam bir dinlence yeri. Halil İbo ile buluşarak evlerine gidiyoruz.. Kardeşi Mıstık ve eşi Kadriye, enişteleri Memo ve eşi Dilek, İbo’nun eşi Güler adı gibi gülerek bizleri karşılıyor. Güzel bir akşam yemeğinden sonra Aydınlar ve Samiler bizlerden ayrılarak evlerine dönüyorlar.O geceyi İbolarda geçiriyoruz. 13.05.2008 Salı: Frankfurt’a gitmek üzere tren biletlerimizi aldıktan sonra boş kalan zamanımızı değerlendirmek üzere H.İbo ailesiyle Ulm’u geziyoruz . Ana cadde üzerinde Albert Einstain’in anıtını görüyoruz. Bilgin bu kentte doğmuş. Anıtta:”Bilginin evi burada idi. Ancak buraya cadde açıldığından evi bir arka sokağa taşındı . Müze olarak hizmete devam ediyor.”Diye yazıyordu. Frankfurt’a gitmek üzere Demir ailesi ile vedalaşıyoruz. Saat 13.00 Ulm-Frankfurt trenindeyiz. Amanın arkadaşlar nasıl bir ülke anlatmak yetmiyor kesinlikle görmeniz gerekiyor. Her yan orman, yeşil alan, ekili tarlalar, koyun keçi sürülerine denk geliyoruz. Onlar bile mesut mutlu. Bunların dışında ne inek, ne öküz,ne at,ne eşek,ne tazı,ne köpek hiç bir şey gözükmüyor.Yol kenarında tek tük sincap ve tavşan görüyoruz.Öteki vahşi hayvanların da tabelalarını görebiliyoruz.Ama kendilerini göremiyoruz.Gözünüzün gördüğü her yerde avuç içi kadar kahverengi toprak yok.Her yan orman,çiçek bahçeleri,yeşil alan,bağ bahçe olarak düzenlenmiş. Ortalık ıssız tek tük insanlara denk geliyorsunuz. Çocuklar hiç görünmüyor. Kimileri okulda, kimileri sporda , kimileri piyano ve müzik derslerinde,kimileri de bilmiyorum nerelerde. Ama bildiğimse sokakta bir tane çocuk yok. Arasıra küçük yerleşim birimlerine denk geliyoruz. Buralarda alt üst geçitler döner merdivenler , kiliseler,fabrika bacaları göz alıyor. Fabrikalar Almanya’ya dengeli olarak dağıtılmış. Hiç bir yerde insan yığılması yok. Trafik derdi yok. En kalabalık caddelerde bile kırmızı ışıkta en fazla 3-4 araba bekliyor. Kaynım Ömer Zengin’in evindeyiz.10 yıldan bu yana görüşemiyorduk.. .Özlemle sarılıp hasretlik gideriyoruz. Akşam da Ömer’in kızı ile damadını Türkiye’ye dönmek üzere Frankfurt havaalanında yolcu ediyoruz. Frankfurt havaalanı dünyanın en büyük havaalanlarından biri. Dakikada bir uçak kalkıyor ve iniyor. Çok büyük uçsuz bucaksız bir havaalanı. 14.05.2008 Çarşamba: Frankfurt caddelerini turluyoruz.72,5 millet burada toplanmış. Kara derili, sarı deril, beyaz. derilisi, çağdaşı, türbanlısı ne ararsan bulursun. Eşim ve kaynımın eşi Mürüvvet’le Frankfurt Kaizer Dom Oder Barthomeus Kirche kilisesini geziyoruz. Çıkışta dondurma yiyoruz..Yine o kentin en ünlü mağazası Karstath’ta alış veriş yaptıktan sonra mağazanın en üst katında bir şeyler atıştırarak midelerimizi yatıştırıyoruz.Daha sonra bir parkta oturarak fıskiyeden gökyüzüne fışkıran suyun görüntüsünü minik çocuklarla birlikte izliyoruz.Öğleden sonra da Kaynımın Frankfurt’un hemen kıyısındaki bahçesini geziyoruz.Küçük bir bahçe belediyeden kiralamışlar.Suyu ve elektriği birde küçük kulübesi var. Dinlence yeri gibi. Yeşillikler arasında insanın canına can katıyor. 15.05.2008 Perşembe: Frankfurt hayvanat bahçesini geziyoruz. .İnsandan gayri tüm canlıları bu parka yerleştirmişler. Ülkem insanı başını sokacak bir konut edinemezken buradaki tüm hayvanların doğal ortamlarını hazırlamışlar.Hayvanat bahçesinde kaplanla yan yana geliyoruz. Aramızda 10 cm.lik mesafe var. Bu 10 cm.lik mesafe cam duvar. Ben bu yanda cama elimi sürüyorum, kaplan öte yandan başını ve gövdesini cam duvara sürtüyor. Bu kadar yakınlaşıyorum .Ülkemdeki hayvanat bahçelerinde hayvanların nasıl işkence çektiklerini gördükçe esas şimdi nerdeeeen nereye geldik diyorum. 17.05.2008 Cumartesi: Frankfurt-Stuttgart trenindeyiz. Kaynım ve eşine veda ettikten sonra akşam ışıklar arasında kentlerden ve köylerden geçerek hızlı trenle Stuttgart’a 1 saat 40 dakikada ulaşıyoruz O gece Stuttgart’a kekeç Ali’nin kızının düğününe gelen Aydın’lar tren istasyonunda bizleri karşılıyor. Birlikte evlerine dönüyoruz. 19.05.2008:Pazartesi: Aydın’a özel bir ricada bulunarak bizi İsviçre’ye götürmesini rica ediyorum. Amacım bir ülke daha görmek. Üstelik Aydınların evi İsviçre sınırına yakın. Yaklaşık 100Km. Gidiyoruz. Elimizi kolumuzu sallayarak İsviçre’ye giriyoruz. Pasaport kontrolü falan yok. Sanırım Aydın’ın arabasının Alman plakasına bakarak bize geç diyorlar. İsviçre Almanya’dan pek farklı değil. Fakat fazla gezme ve inceleme olanağı bulamadık . Günübirlik bir gezi . Ren nehrinin doğduğu bölgeyi geziyoruz. Buraya Reinfall deniyor. Yapay şelale var. Yüksekliği 23 metre. Yine de insan izlemeye doyamıyor. Süper bir manzara. Biz ancak bol bol fotoğraf çekiyoruz. Nehrin kaynağında küçük bir yolcu gemisi çalışıyor. Bu gemiyle insanları karşıdan karşıya taşıyorlar.. İsviçre’nin en yakın kentinden Migros mağazasını bularak alışveriş yapıyoruz. En çok makarna ve çikolata alıyoruz. Çünkü İsviçre’nin en ünlü gıdası bu ikisiymiş. Bir de biliyorsunuz dünyaca ünlü saatleri. .Akşam geç vakit Aydınların evine dönüyoruz. 21.05.2008 Çarşamba: Artık ayrılık günü geldi çattı. Günümüz bitti. Akşam Stuttgart’ta uçağa binip İstanbul’a döneceğiz. Bizi uğurlamaya gelenlerden halamın çocukları ve torunlarıyla veda fotoğrafı çektiriyoruz. Halamın torunu Bahar bizi Stuttgart havaalanına götürüyor.Pasaportları polise oynatıp yolcu salonuna geçiyoruz. Tam uçağa bineceğiz. Bir anons. Pilotlar grevde. İkinci bir duyuruya kadar uçuşlar yok. Yolculardan hafif homurdanmalar. Çaresiz bekleşiyoruz. Nihayet bir saatlik gecikmeden sonra uçağa biniyoruz. Uçakla yapılan bir gece yolculuğu sonunda Sabiha Gökçen’e iniyoruz. Bir gezimiz de böyle bitiyor. Gezimizi ve anılarımızı siz gazete okurlarıyla paylaştığım için mutluyum. Buluşmak dileğimle. Sizler de geze kalın.
|
Stand: 22.04.11