|
DALAKÇI GENÇLİK |
||
23.04.11 |
|
|
Köyümüz Dalakçı Gazetesi yazarlarından makaleler |
|
|
Alim Tosun Emekli öğretmen |
||
|
YÜRÜ BRE DÜNYA Dünya yürümedi. Biz yürüdük. Bu denli stres, sıkıntı içinde Almanya yolculuğuna karar verdik. Yeğenim Bahar’ın gönderdiği uçak biletlerini ve pasaportlarımızı yanımıza alarak eşim Döndü ile birlikte Sabiha Gökçen havaalanına gitmek üzere Taksim’deki Havaş servis araçlarının kalktığı yere polis kordonlarını yara yara geldik. Günlerden 1 Mayıs 2008’di tarih. Hükümet işçileri Taksim alanına sokmamaya, işçiler de 1 Mayıs’ı Taksim alanında kutlamaya günler öncesinden karar vermişlerdi. Bu nedenle 1 Mayıs yaklaştıkça ortam iyice gerilmişti. Hükümet işçileri Taksim’e koymamak için İstanbul’a 30.000 polis takviyesi yapmıştı. Taksim’e giden her sokak ve caddenin başına en az 250-300 polis hazır vaziyette dikilmişti. İşte bu koşullar altında Havaş servis araçlarının Taksim’deki adresine vardığımızda yetkililerin “Servis araçları bugün çalışmıyor.”demesiyle şaşkınlığımız bir kat daha artıyor. Sabiha Gökçen’e nasıl gidecektik? Zaten Taksim’e bin bir zahmetle gelmiştik. Bizi Taksim’e getiren taksiciden bu kez bizi Sabiha Gökçen’e de götürmesini istiyoruz. Kabul ediyor. Polislerden bu 1 Mayıs’ta biber gazı ve cop yemedik ama taksiciden hatırı sayılır bir kazık yedikten sonra Sabiha Gökçen’e inanılmaz maddi ve manevi sıkıntı sonunda ulaşıyoruz. Ben daha önce yurtdışına çıkmıştım. Bu kez eşim Döndü ile ilk olarak yurtdışına çıkıyorduk.2 saat 40 dakikalık uçak yolculuğundan sonra Köln-Bonn havaalanındayız. Havaalanına aynı anda üç uçak indiğinden bir de burada inşaat çalışmaları olduğundan pasaport kontrolünde bir saat kadar bekletiliyoruz Kontrolden sağ salim çıktıktan sonra bizi Aydın Tosun ve kızı Bahar’ın beklediğini görüyoruz. Dünyalar bizim oluyor. Sarmaş dolaştan sonra valizlerimizi alıp Aydının arabasına binerek hızla havaalanından uzaklaşıyoruz. .Almanya ovalarında yolculuğa devam ediyoruz . Hava güzel ve güneşli. Her yan sanki doğal park. Avuç içi kadar kara toprak gözükmüyor . Olduğu gibi çayır-çimen- orman. Yerlerde ne bir pet şişe,ne bir izmarit,ne bir kağıt mendil parçası,hiçbir şey yok.Her yan tertemiz.Ara sıra yerlere bir şeyler atan varsa onlar da bizimkiler.Dünyanın neresine gidersek gidelim herhalde kendimizi böyle ispatlıyoruz.Şunu da belirteyim ki bizimkilerin hepsi değil de böyle yapanlar da azımsanamaz. Duesseldorf’tayız. Ali Bozdağ’ın kızı Mehtap’ın kına gecesi. Tüm köylülerimle bir aradayım. Nerdeyse dünyanın en mutlu insanıyım. Yıllardır görmediklerim var. Tek tek selamlaşıyorum.Hepsi de tertemiz,takım elbise,gömlek ve kravatlı pırıl pırıl. Eşleri, kızları ,oğulları da pırıl pırıl tertemiz.Hepsi de çağdaş görünümlü.Köylülerime kendimi tanıtmaya çalışıyorum.”Beni tanıyor musunuz?”diye sorduğumda kimileri beni Dalakçı Gazetesi köşe yazarı olarak tanıyor.Kimileri Dalakçı FM’ den tanıyor.Kimileri öğretmen olarak tanıyor.Kimileri de hiç tanımıyor.Bu tanımayanlar Almanya’daki köylülerimizin son kuşakları .Köylülerimin hepsi çok iyi,pırıl pırıl.Tek kusurları son kuşağın Türkçeden uzaklaşmaları,yani ana dillerinden kopmaları.Bu durum o gençler için ilerde bazı zorluklar ortaya çıkarabilir.Türkçe kitaplar okuyarak bu zorluğun üstesinden gelebilirler.Zor değil sadece kitabı eline alıp okuyacaklar.Sonuçta Türkçelerini güzelleştirecekler. Kına gecesi gecenin geç saatlerine kadar sürüyor. Dalakçı derneğimiz adına açık arttırmayla tişörtler satıyorlar. Halil İbrahim Demir ,Sadi Erbaş ve Necati Genç organize ediyor.Büyük bir özveriyle tişörtleri bitiriyorlar,azımsanmayacak kadar bir parayı Dalakçı derneği adına bir araya getiriyorlar. Kına gecesi çok keyifli geçiyor. Köylülerim kol kola halay çekerek, karşılıklı kaşık ve zil takarak oynayan gençler kına gecesine ayrı bir renk katıyorlar. Çam sakızı çoban armağanı iki fıkrayı da ben anlatıyorum.Kına gecesine katılan Kozanoğlu’ (Hacı Ercan) yla da karşılaşıyorum.Görüşmemiz gıyabiden vicahiye dönüşüyor.Dünyalar iyisi eşi Aytül ve sevimli yavrusuyla kına gecesine,ertesi günü yapılan düğün törenine renk katıyorlar. Tüm Dalakçılıların mutluluktan başları dönüyor. Oynayan, türkü, şarkı söyleyen, ilginç anılarını anlatan insanlar adeta birbirleri ile kaynaşıyorlar. Hakiki cingan Günel Erdem zaman zaman sunuculuk yapıyor . Kına gecesi töreninin bitiminde geceyi Ali Bozdağ’ın annesi Ayşe’nin evinde TRT’ci Mehmet Köksal eşi Fatma, ben ve eşim Döndü ile birlikte geçiriyoruz. Ayşe abla tam bir Dalakçılı . Tüm doğal halini ortaya koyacak ama bizden çekiniyor, açılamıyor. Ne de olsa yıllardan sonra karşılaşıyorduk. 2 Mayıs 2008 Cuma Mönchhengladbach Alem düğün salonu, tıklım tıklım dolu . Salonu dolduranların %99’u Dalakçılı .Bu düğüne kimler gelmemiş ki;Hollanda’dan Hacı Ercan ailesi,Ayşegül Tosun ailesi,Galip Sapmaz ailesi.Türkiye’den TRT Mehmet Köksal ailesi,Alim Tosun ailesi.Bunun yanı sıra Almanya’da yaşayan hemen hemen tüm Dalaçılılar salonda.Abartmayım 350-400 kişi var.Salonda görüp de unuttuklarım varsa onlardan özür diliyorum.Salona kimileri arabasıyla,kimileri de otobüs tutarak gelmişler.Ali Bozdağ davul zurna ekibini Hollanda’dan getirtmiş.Kamanlı ustalar sanatlarını iyi icra ediyorlar.Ustalıkları iyi. Düğünde tüm köylüm insanları arı gibi hizmet ediyorlar .Safi Erbaş-Tevfik Genç,Necati Genç ekibi süper bir gösteri sergiliyorlar ve büyük takdir topluyorlar.Ali Bozdağ’ın Alman arkadaşları ve komşuları da düğüne renk katıyorlar.Salonda açık büfe hizmette sınır yok.Ömrümde gördüğüm en güzel ve en donanımlı bir düğün,dillere destan. Geç vakit biten düğün töreninden sonra öğrencim İrfan Genç ve eşi Hasibe’nin Stürzelberg ‘teki evlerinde geceyi geçiriyoruz . Evleri hemen ırmak kenarında. Su şırıltılarının ninnisiyle sabaha kadar güzel bir uyku çektikten ve güzel bir kahvaltıdan sonra İrfan’larla vedalaşarak Şakir amcanın torunu Safi Erbaş’ın Mainz’deki oteline gidiyoruz. Hoşbeşten sonra Aydın Tosun’ları ve bizi de alarak evine götürüyor . Safi’nin sevgili eşi Aysel bizlere nefis bir akşam yemeği sunuyor. Yemekte yılanın ödü kuşun sütü eksik .Bunun dışında her şey var.Karnımızı doyurduktan sonra sohbete başlıyoruz.Safi’nin babası ve annesi(Raşit,Hanife) ziyaretimize geliyorlar.Merhabalaştıktan ve kahvelerimizi içtikten sonra vedalaşarak.Frankfurt’taki eşimin kardeşi H.Ömer Zengin’in evine gidiyoruz. Geceyi burada geçiriyoruz.Yanımıza komşuları Karacören’li aileler geliyor sohbet ediyoruz.H.Ömer’in damadı Halit, kızı Özlem de oradalar.Onlarla
da hasretlik giderip minik Egemen’i bağrımıza basarak seviyoruz.Ertesi günü
Stuttgart-Balingen yolundayız Aydın Tosun’ların evine gitmek üzere. Devamı Gelecek sayıda |
Stand: 22.04.11